Denkleştirici Adalet İlkesi: haklı bir sebebe dayanmadan, başkasının mal varlığından yararlanarak, mal varlığını artıran kişinin, elde ettiği haksız kazancı geri vermesine dair gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğüdür.
Geçerli bir nedene dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına geçen değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici adalet ilkesi de bu düşünce ve ihtiyacın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Yargı organları, çıkarlar dengesini ve adalet duygularını gözeterek toplumun gereksinimlerini karşılamakla yükümlüdür. (YHGK 07.02.2001 tarih, 13/1729-32 sayılı)
Hakkın kötüye kullanılması yasağı, (TMK m 2) hakime özel ve istisnai hallerde adalete uygun hüküm kurma yetkisi vermektedir.
Haksız iktisabın temeli hakkaniyet esasına dayanmaktadır, sebepsiz zenginleşmenin asıl unsurunu da denkleştirici adalet ilkesi oluşturmaktadır.
Ancak sadece sebepsiz zenginleşmede değil, tüm gecikmiş alacaklar için yüksek enflasyonla mücadele eden sosyolojik yapılarda, gecikmiş alacağın denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanıp güncel değerlerinin tahsiline karar verilmesi bir zarurettir. Aksi halde alacaklı büyük oranda zarar görecek ve mağdur olacak, borçlu ise haksız ve sebepsiz olarak zenginleşecektir.
Enflasyon başta olmak üzere, malvarlığının sebepsiz yere artmasına neden olan tüm ihtimaller göz önünde tutulmalı, nedensenlik bağı kurulabilen ve zenginleşenin malvarlığında artışlara yol açan bütün deliller dikkate alınmalıdır.
Sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, alacağın ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir.
Alacağın alım gücüne dair güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak, vade tarihinden dava tarihine kadar paranın ulaştığı değer, her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Denkleştirici adalet ilkesine göre iadeye karar verilirken, ihtilaf konusu alacağın alım gücünün, ifanın imkansız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması gerekmektedir.
Denkleştirici adalet ilkesine göre alacak tespiti yapılırken çeşitli enflasyon oranları, TEFE-ÜFE endeksleri, altın, döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş, işçi ücretlerindeki artışlar, faiz vs ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmalıdır. Bu yolla paranın/alacağın ulaşacağı gerçek alım gücü, reel değeri tespit edilmelidir.
Vadesi geçtiği halde yıllarca ödenmemiş bir paranın aynen iadesine karar verilmesi, enflasyonist etkilerin yoğun olarak yaşandığı bir ekonomik ortamda büyük bir adaletsizliğe neden olmaktadır.
Ülkemizde yaşanan ve yıllarca yüksek oranlarda seyreden enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün düştüğü ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Türk hukukunda denkleştirici adalet ilkesi; hukuken geçersiz sözleşmeler ile geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından, diğerinin mal varlığına geçen değerlerden kaynaklı sebepsiz zenginleşmeler için uygulanmaktadır. Ancak bu yeterli değildir. Yüksek enflasyonun artık bir yaşam biçimi haline geldiği ülkemizde, denkleştirici adalet ilkesinin, zamanında ödenmeyen tüm alacaklar için uygulanması gerekmektedir. Vadesi geçtiği halde zamanında ödenmeyen alacaklar için eksiksiz iade ancak bu yolla gerçekleşebilir.
Yasal ve ticari faizin enflasyonun gerisinde kalması nedeniyle enflasyonun olumsuz ve yıkıcı sonuçlarından faydalanmak için borcunu zamanında ödemeyen, paranın değerinin düşmesini bekleyen kötü niyetli borçlular üzerinde caydırıcı bir etki oluşturması için vadesinde ödenmeyen tüm alacakların denkleştirici adalet ilkesine göre tazmin edilmesine, karar verilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.
Av. Ahmet Kaleli
Kaynak:
Yasal mevzuat,
Yargıtay içtihatları,

Bir yanıt yazın